Kemal Kükrer Mast Head

Orada Saat Kaç? Dördüncü Durak: Londra

Paylaş:

Fill In The Blanks iş birliğiyle hazırladığımız Orada Saat Kaç? serisine hoş geldiniz. Bu haftaki konuğumuz, Londra WPP Production’da Account Director olarak çalışan Taner Aykut. Röportaja başlarken saati soruyoruz ama bu sefer bir süprizle karşılaşıyoruz. Çünkü Aykut söyleştiğimiz saatlerde Ankara’da, ailesinin yanında. Kendisini yıl içinde Türkiye’de olduğu ender günlerden birinde yakalıyoruz.

Ruhsar dizisini izleyenler Önder Bey’in meşhur Generation Reklam Ajansı’nı hatırlayacaktır. Aykut, reklamcılığın “büyülü” dünyasıyla Ruhsar vesilesiyle tanışmış.

Reklam

Ege Üniversitesi’nin ilk Reklamcılık bölümü öğrencilerinden biri olarak İzmir’de okumuş, bölümün küçük ve heyecanlı bir grup olması sayesinde daha ikinci sınıftayken İstanbul’un büyük ajanslarında staj kapıları aralanmış.

Pandemi döneminde yoğunluğun sürdürülemez hâle gelmesiyle reklamcılıktan tamamen kopmak yerine alan değiştirmeyi tercih ediyor ve sağlık iletişimine yöneliyor. Bir yıl sonra Londra ofisine transfer oluyor; bugün ise WPP Production’da Account Director olarak çalışıyor.

Türkiye’deki çalışma hayatıyla Londra arasındaki farkları konuşurken Aykut’un sık sık döndüğü kavramlardan biri kaos. Türkiye’yi yalnızca iş hayatıyla değil, gündelik ritmiyle de daha kaotik bir yer olarak tarif ediyor. Ona göre bu durum insanın hızlı karar verme, aynı anda birden fazla işi yönetme ve pratik çözüm üretme reflekslerini güçlendiriyor. Londra’nın daha planlı ve sakin düzenine geçtiğinde, Türkiye’de geliştirdiği bu reflekslerin işine yaradığını daha net fark etmiş.

Yine de bunu romantize etmiyor. Kaosun üretkenliği artırabildiğini kabul ederken, bazen bunun yalnızca kötü bir düzene fazlasıyla alışmış olmak anlamına gelebileceğini de ekliyor. Belki de asıl fark burada ortaya çıkıyor: Türkiye’de hız ve dayanıklılık öne çıkarken, Londra’da süreçlerin daha öngörülebilir olması enerjinin sürekli kriz çözmeye değil, işin kendisine ayrılmasını sağlıyor.

Aykut’un Londra’ya taşındıktan sonra gündelik hayatında en çok hissettiği değişim ise zamanın yeniden kendisine ait olması. Türkiye’de ajans hayatıyla özel hayatın büyük ölçüde iç içe geçtiğini, iş arkadaşlarının zamanla sosyal çevresine dönüştüğünü anlatıyor. Londra’da mesai sınırlarının daha belirgin hâle gelmesiyle birlikte iş dışındaki hayat için beklemediği kadar geniş bir alan açılmış.

İzin günlerinde mesaj alınmaması, hafta sonu e-postalarının teşvik edilmemesi ve kişisel telefon numarasının müşterilerle paylaşılmaması gibi küçük görünen kurallar, onun için çalışma kültüründeki temel farklardan bazıları. Açılan bu zamanı spor, bisikletle işe gidip gelmek, terapi ve seyahat gibi alanlara ayırıyor. Türkiye’ye taşıyabileceği tek bir iş alışkanlığı seçmesi istendiğinde ise cevabı oldukça net: WhatsApp’ın iş iletişiminden çıkması. Ona göre sürekli mesajlaşma hâli, kişinin yalnızca özel zamanını değil odağını da parçalıyor.

Elbette sohbetimizi yapay zekâ hakkında iki kelam etmeden bitirmiyoruz.

Aykut günlük iş akışında aktif biçimde kullandığı yapay zekâya güven konusunda mesafeli. WPP’nin kendi sistemi WPP Open üzerinden brief özetlemek, uzun dokümanları sadeleştirmek ve müşteriye sunulacak ilk taslakları hazırlamak gibi işlerde destek alıyor. Buna karşın herhangi bir yapay zekâ aracına yüzde yüz güvenmenin doğru olmadığını düşünüyor.

Asıl dikkat çektiği nokta ise teknolojinin müşterilerde yarattığı yeni beklenti. Yapay zekânın süreci hızlandırması, her yaratıcı üretimin artık daha ucuz ve daha kısa sürede tamamlanabileceği anlamına gelmiyor. Aykut’a göre önümüzdeki dönemde, yapay zekânın işleri hızlandırmasının yaratıcı emeğin değerini azaltmadığını unutmamak gerekecek.

Güven’le yaklaşık 450 kilometre uzaklıktan yaptığımız söyleşiyi şu sorularla hızlı bir tura çıkarak sonlandırıyoruz:

  • Londra bir insan olsaydı nasıl biri olurdu?

Çok açık görüşlü, hiç yargılamayan, denemeye açık biri; sakin ama kendini iyi ifade eden, markalara boğulmadan tarzını oturtmuş biri.

  • İş çıkışı seni nerede buluruz?

Perşembe günleri ofis çevresinde bir barda. Diğer günler genelde evde ya da sporda.

  • Yerel dilde öğrendiğin favori kelime?

Cheeky. Kendiniz şımartmak ya da kaçamak gibi anlamlarda kullanılıyor.

  • Bir haftalığına başka bir şehirden çalışman gerekse nereyi seçersin?

Atina. İstanbul’un ikiz kardeşi gibi görüyor, hatta saat farkının bile İstanbul’la aynı olmasını neredeyse kaderin bir cilvesi sayıyor.

Reklam