Türk kreatifler dünyanın dört bir yanında büyük markalarda, büyük ajanslarda iz bırakıyor. Biz de onları bulduk, dinledik ve hikâyelerini MAD’e taşıyoruz.
Fill In The Blanks iş birliğiyle hazırladığımız Orada Saat Kaç? serisine hoş geldiniz. Orada Saat Kaç?’ın üçüncü konuğu, T&P’de kreatif direktör olarak çalışan Mehmet Güven. İstanbul’da akrep 13.00 gösterirken Londra’da yaşayan Güven için saat 11.00.
Güven, reklamcılığa 2010’da Leo Burnett’teki stajıyla adım atmış. Ege Üniversitesi’nde Reklamcılık okurken başlayan bu yolculuk, JWT’de junior copywriter olarak devam etmiş, ardından VML, Publicis, Studio X ve MullenLowe gibi ajanslarda sürmüş. Yazarlıkla başlayan kariyeri, kreatif grup direktörlüğünden kreatif direktörlüğe uzanmış.
Güven, Türkiye ile Londra arasındaki farkın işin kendisinden çok çalışma biçiminde ortaya çıktığını söylüyor: “Biz sonuca giden en kısa yoldan gitmeye alışığız, burada ise süreç odaklı bir sistem var.” Bu iki yaklaşım arasında bir orta yol bulduğunu, süreç odaklılığa uyum sağlarken zaman zaman kendi sonuç odaklı bakış açısını da devreye soktuğunu anlatıyor. Dünya çapında markalarla çalıştığı için tüm pazarlarda geçerli kreatifler ürettiğini, bunun da kültürel nüansları öne çıkarmadığını ekliyor.




Alice in Wonderland’in tanıdık evreni otomobilin özelliklerini anlatan Toyota Yaris Cross kampanyasında Güven’in imzası var. Aslında Güven’in tercihi hâlâ sıfırdan bir dünya kurmaktan yana ancak dijitalde parçalı ve hızlı tüketilen iletişim düzeni, markaların uzun soluklu hikâyeler inşa etmesini giderek zorlaştırıyor. Güven’e göre bu yüzden, insanların zihninde zaten bir karşılığı olan kültürel bir referansı alıp markanın dünyasına yeniden uyarlamak bugün daha işlevsel bir yaratıcı stratejiye dönüşebiliyor.
Londra’ya taşınalı 1,5 yıl olan Güven’e göre gündelik hayatında en çok değişen şey, artık çok daha erken uyanması; hem kışın gün ışığının kısalığı hem buradaki erken yatıp kalkma kültürü bunda etkili olmuş.
Londra’da düz bir şehirde yaşamanın verdiği rahatlıkla bir koşu alışkanlığı edindiğini, evinin kanala yakın olması sayesinde haftada 3-4 kere kanal kenarında koştuğunu anlatıyor. Toplu taşımanın yaygınlığıyla işe bisikletle gitmeye başlamış, taksi kullanımı ise neredeyse sıfıra inmiş.
Ama Londra’yla Türkiye arasındaki en güçlü karşılaştırmayı gündelik hayatta değil, çalışma saatlerinde yapıyor. Türkiye’de reklam sektöründe uzun mesailerin yıllar içinde olağanlaştırıldığını, bunun da yalnızca şirketlerin değil çalışanların çalışma ritmini etkilediğini düşünüyor. Türkiye’deki mesai kültürünün verimsizlik sorunu olduğunu, günün büyük bölümünün sohbetlerle geçip işin öğle yemeğinden sonra başladığını anlatıyor. Londra’da ise saat 9’da başlanıp 17.30-18.00 gibi bitiyor. Kendisi de yönetici olduğu yıllarda ekibini gereksiz yere mesaiye tuttuğu için bir özeleştiri yapıyor.,
Kariyerinin bu noktasında en çok heyecanlandığı şeyin daha önce görülmemiş fikirler olduğunu şöyle dile getiriyor Güven: “Bir kreatiften gelen, reklam olmayan fikirlere inanılmaz heyecanlanıyorum; bir ürün fikri, bir problemi çözen bir uygulama gibi.”
Yaratıcı kaslarını canlı tutmak için Londra’ya geldikten sonra YouTube reklamlarını takip etmeye başlamış, kariyerinin ilk yıllarındaki gibi yeni çıkan işleri düzenli izleme alışkanlığına yeniden zaman ayırabildiğini söylüyor.
