Bugün pazarlama dünyasının neredeyse bütün gündemi değişim üzerine kurulu. Yeni teknolojiler, yeni nesiller, yeni platformlar, yeni trendler, yeni davranışlar… Daima başka bir “yeni” ile karşılaşıyoruz. Bu yoğun değişim gündemi içinde insanı da değişen bir varlık olarak okumaya başladık. Evet, değişim hiç bitmiyor ama altında hep aynı ihtiyaçlar var: Karnımızı doyurmak, güvenli bir yerde barınmak, sosyalleşmek, sevilmek … Yeniyi kovalarken insan türünün ihtiyaçlarından sapabiliyoruz ve değişimin karmaşası içinde kilitlenebiliyoruz. Görüşümüz bulanıklaşabiliyor, hatta bazen anlamadığımızın bile farkında varamıyoruz.
Oysa belki de günümüzü anlamanın ve geleceğe yön vermenin yolu, hep ileriye bakmak yerine insan toplumunu bütün olarak okuyabilmektir. Geçmişin izlerini sürerek temelleri keşfetmek, temellerden bugüne varmak ve yakın geleceğin öngörülerini de bu bağlantısallık içinde kurgulamaktır.
Ben bu okumaya Human 1.0 adını verdim. Amaç geçmişi romantize etmek değil. Aksine, bugünkü insanı algoritmalar, trendlerden ayırarak daha temel sorular sormanın ve daha sağlam cevaplar elde etmenin yolunu açmak:
İnsan neye ihtiyaç duyar? İnsanın temel duygularının tepkileri nelerdir? İnsan neye değer verir, nasıl değerleme yapar ve değiş-tokuşu nasıl anlamlandırır? Neden iş birliği yapar, nasıl uzmanlaşır, nasıl topluluk kurar ve yönetir? Neyi paylaşır, neyi sahiplenir? Her soru bir cevap ve her cevap yeni soruları üretiyor. Ve hepsi birbirine bağlanarak bütünsel bir anlam oluşturuyor.

Peki Human 1.0’ın sıfır noktası (ground zero) neresi?
İnsan türünün ne kadar geriye tarihlendiğine ilişkin bilgilerimiz hâlâ güncelleniyor. Ancak yerleşik yaşamın başlangıcının, modern toplumumuzun ilk adımları olduğu sonucuna artık varabiliyoruz. Zira üretimin, karmaşık toplumsal örgütlenmenin, uzmanlaşmanın belirginleştiği en önemli eşiğin Neolitik dönem olduğunu biliyoruz. Yerleşik hayatla birlikte insan yalnızca yaşadığı yeri değil; üretim biçimini, ilişkilerini ve toplumsal düzenini de yeniden kurmaya başladı.
O günden bugüne iz sürerek gelmek, sürekli değişimin karmaşasından çıkmak ve gerçekten zengin bir bakış açısı geliştirmek için sıfır noktası: Neolitik. Anadolu da bu dönüşümün en erken ve güçlü merkezlerinden biri.
Özetle, Human 1.0’ın başlangıç noktası yani ground zero Neolitik Anadolu.
Şimdiye kadar elde edilen verilerden yola çıkarak, Anadolu’nun en eski ve en uzun süreli yerleşim yerinin Çayönü (MÖ 10.200) olduğunu söyleyebiliyoruz. Modern insanın sıfır noktasını anlamak için Çayönü iyi bir başlangıç noktası.
Dikdörtgen mimariden ızgara ve hücre planlı yapılara, avcı-toplayıcılıktan tarım ve hayvancılığa, ilk madencilik ve dokumaya kadar bugün son derece “modern” görünen pek çok davranışın erken izleri burada karşımıza çıkıyor.
Çayönü ve ilk yerleşim yerlerinin buluntuları arasında farklı yapı biçimleri, tarıma alınan çok sayıda bitki, hayvanların evcilleştirilmesi, boncuk, bakır, taş ve kemik işçiliğine kadar birçok alanda uzmanlaşmayı görüyoruz.
Fakat Human 1.0 anlayışı tek bir disiplinin içine sığdırılamayacak kadar katmanlı. Arkeoloji, antropoloji, nörobilim, toplumbilim, biyoloji, felsefe… Aynı sorunun farklı katmanlarını açıyor: Değişen bunca şeyin altında değişmeyen insan nedir?

Belki de pazarlama için asıl mesele tam burada başlıyor. Segmentlerin, içgörülerin, verinin ve teknolojinin altında hâlâ aynı temel soru duruyor: İnsan gerçekte ne ister? Human 1.0, cevabı birlikte aramayı öneriyor. Geleceği salt güncel gelişmelerle tahmin etmek yerine, insanın derin hikâyesinden daha sağlam bir başlangıç noktası kurmayı… Çünkü bazen ileriye bakmanın en iyi yolu, önce “ground zero’ya” dönmek, anlamı bağlama oturtarak ilerlemekten geçiyor. Sizce de geleceğe sağlam bir aım atabilmek için önce başlangıç noktasına dönmek gerekmiyor mu?