Uber Eats, yeni “Phew” kampanyasında bugünün birkaç dokunuşla çözülen yemek telaşını hatırlatmak için 2013’e dönüyor. Marka o dönemi “B.U.E. – Before Uber Eats”, yani “Uber Eats’ten Önce” diye adlandırıyor ve geçmişte sıradan olan küçük uğraşları bugünden bakınca neredeyse başka bir çağın alışkanlıkları gibi gösteriyor.
Fikir Türkiye’ye çevrildiğinde oldukça tanıdık bir yere oturuyor. Bir dönem yemek söylemek için restoranı aramak, menüyü telefonda sormak, adres tarif etmek ve siparişin ne zaman geleceğini beklemek normaldi. Eksik ürün çıktığında da çözüm çoğu zaman markete inmekti.
Bugün ise hızlı yemek-market uygulamaları bu küçük sürtünmelerin büyük bölümünü görünmez hâle getirdi. Akşam yemek yapacak hâliniz yoksa, misafir geldiyse ya da evde bir şey eksildiyse çözüm artık düşünmeden verilen birkaç dokunuşa dönüştü.
Tam da bu yüzden bu tür hizmetlerin en büyük başarısı bir noktadan sonra en büyük iletişim sorununa dönüşüyor: Hayatımıza ne kadar iyi yerleşirlerse, çözdükleri problemi o kadar çabuk unutuyoruz.

MAD Yorum
Uber Eats’in “Phew” fikri aslında hızdan çok uğraşmama hissini satıyor. Marka geçmişi yalnızca nostalji için kullanmıyor. Hayatımıza fazlasıyla yerleşen kolaylıkların, bir zamanlar çözülmesi gereken birer problem olduğunu hatırlatıyor. Bazen bir markanın değerini yeniden göstermek için yeniyi anlatmak değil, eskiyi hatırlatmak yetiyor.
