Marwood

Bir Tabloya Biçilen Fiyat Aslında Ne Anlatıyor?

Paylaş:

Claude Monet’nin iki tablosu 16 Nisan’da müzayedeye çıkıyor. Yıllardır aynı ailelerin koleksiyonunda saklanan bu eserler için biçilen değer 9 ila 13 milyon euro arasında. İlk bakışta klasik bir sanat haberi gibi görünen bu gelişmeyi ekip arkadaşlarımla paylaştığımda, büyük eserlerin satışa çıktığı dönemler arasındaki ortak noktaları konuşmaya başladık. Sohbet uzadıkça soru işaretleri çoğaldı. Bu işin yalnızca bir müzayede haberi olmadığını hissedince araştırdım, notlar aldım ve İstanbul Okan Üniversitesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü Öğretim Görevlisi ve RED Art İstanbul kurucusu Yiğit Aydın’ın kapısını çaldım.

Yiğit Aydın’la konuşmaya başladığımızda ilk kırılan şey, sanat eserlerinin değerinin zamanla kendiliğinden “keşfedildiği” fikri oldu. Ona göre mesele çok daha sistematik. Sanatın değerini tarih boyunca hep bir güç odağı belirledi: Ortaçağ’da kilise, Rönesans’ta aristokrasi ve burjuvazi, sonrasında krallar, bugün ise müzayede evleri, büyük koleksiyonerler ve çok uluslu yapılar. Değişen şey sistemin kendisi değil, aktörleri.

Reklam

Aydın’ın dikkat çektiği kırılma noktası dilde bile görünür hâle gelmiş durumda. Bir zamanlar olumsuz bir çağrışım taşıyan “müzayedeye düşmek” ifadesi, bugün yerini “müzayedeye çıkmak”a bırakmış. Eskiden sanatçı için itibar kaybı sayılan müzayede, artık doğrudan hedeflenen bir vitrin.

“Bundan 30-40 yıl öncesine kadar müzayedeye düşmek vardı. Bir sanatçı eserinin müzayedeye düşmesini istemezdi. Şimdi sanatçılar kendileri koyuyor. Müzayedeye çıkmak oldu.”

— Yiğit Aydın

Bu değişim, sanatın yalnızca sergilenen değil aynı zamanda fiyatlanan, konumlanan ve yeniden anlamlandırılan bir alana dönüşmesiyle ilgili. Sotheby’s ya da Christie’s gibi kurumlar artık yalnızca satış yapan yapılar değil, aynı zamanda piyasanın yönünü belirleyen merkezler. Art Basel & UBS Küresel Sanat Piyasası Raporu 2026’ya göre küresel sanat piyasası, iki yıllık düşüşün ardından 2025 itibarıyla yeniden büyüme eğilimine girdi ve yaklaşık 59,6 milyar dolarlık hacme ulaştı. Açık artırma satışlarındaki artış da piyasanın dalgalanmalara rağmen kendini yeniden üretebildiğini gösteriyor.

Asıl kritik mesele zamanlama. Aydın’a göre münferit satışlardan çok kısa bir zaman aralığında peş peşe gelen rekorlar önemli. Farklı alanlarda aynı anda rekorlar görülüyorsa, mesele yalnızca sanat olmaktan çıkıyor olabilir. Bu yüzden büyük satışlar çoğu zaman yalnızca estetik ya da koleksiyon tutkusu üzerinden okunmuyor. Ekonomik belirsizlik arttığında bazı koleksiyon sahipleri nakde dönmek için eserlerini satışa çıkarıyor. Diğer taraftan belirsizlik dönemlerinde paranın tamamen piyasadan çekilmediğine, sadece yön değiştirdiğine şahit olmak mümkün.

Aydın’ın tespitlerinden biri de burada devreye giriyor: Bugün bir eserin piyasa değeri çoğu zaman yalnızca estetik niteliğiyle oluşmuyor. Müzayede evleri, koleksiyon yapıları, garantiler ve sınırlı arz stratejileri fiyatı doğrudan etkiliyor. Yani sanat piyasası, dışarıdan göründüğü kadar spontane işlemiyor. Bu sistemde hikâye de en az eser kadar önemli. Bir işin kim tarafından üretildiği kadar, kimlerin elinden geçtiği de değeri belirliyor. Güçlü koleksiyon geçmişi, kraliyet bağı ya da ikonik sahiplik hikâyesi fiyatı doğrudan yukarı taşıyabiliyor.

Monet örneği de tam burada ilginçleşiyor. Eserlerin yıllardır aynı ailelerde kalmış olması bir yandan nadirlik yaratıyor, satışın Monet’nin ölümünün 100. yılına denk gelmesi ise bu nadirliği daha da anlamlı kılıyor. Bu tür sembolik tarihler satış için güçlü bir fırsat penceresi açıyor. Sotheby’s’in iki eser için biçtiği 9 ila 13 milyon euroluk bandı düşük bulan Aydın, bu işlerin Kasım 2025’te 236,4 milyon dolarla açık artırmada satılan ve en pahalı modern sanat eseri unvanını alan Gustav Klimt’in Portrait of Elisabeth Lederer satışına yaklaşabilecek bir etki yaratabileceğini söylüyor.

Sevgili Yiğit Aydın’la sohbetimizin sonunda bende kalan en net fikir şu oldu: Bir sanat eseri, üretildiği dönemin ruhunu taşıdığı kadar, satışa çıktığı dönemin ruhunu da ele verir.

Şimdi gözler 16 Nisan’da Sotheby’s Paris’te yapılacak satışta. Yıllardır gün yüzü görmeyen “Les Îles de Port-Villez” (1883) için 3-5 milyon euro, “Vétheuil, effet du matin” (1901) içinse 6- 8 milyon euroluk tahmin bandı korunacak mı, yoksa bu satış gerçekten daha büyük bir eşiğe mi işaret edecek, bekleyip göreceğiz.

Reklam