Yapay zekâya “Lütfen” demek gereksiz mi, yoksa tam tersine oldukça insani bir refleks mi? Günün sonunda karşımızda bir insan olmadığını hepimiz biliyoruz. Ne kırılıyor, ne alınıyor, ne de gerçekten gönlü yapılıyor. Yine de birçok kişi, birkaç satırlık bir prompt’un içine bir “Teşekkür ederim” sıkıştırmadan rahat edemiyor.
MAD’in kitlesiyle yaptığımız Yapay Zekâya Davranış Araştırması da tam olarak bunu gösteriyor. Katılımcıların büyük çoğunluğu yapay zekâyla konuşurken nezaket ifadeleri kullandığını söylüyor.
Nezaket gösterenlerin gerekçelerine bakınca tablo daha da ilginçleşiyor. Çünkü bu tavır, yapay zekâya duyulan bir saygıdan çok, kişinin kendi diline duyduğu sadakatle ilgili. Kaba olmak istemeyenler, bunu gündelik iletişim alışkanlığının doğal bir uzantısı olarak görenler, hatta yazarken refleks olarak insanla konuşuyormuş gibi hissedenler var. Başka bir deyişle, bazı kullanıcılar için yapay zekâya nasıl hitap ettikleri, onun ne olduğundan çok kendilerinin kim olduğuyla ilgili.
Öte yandan daha mesafeli duran bir kitle de var. Nezaket dili kullanmayan katılımcılarda yaklaşım daha net, daha pratik ve daha işlev odaklı. Onlar için yapay zekâ bir varlık değil sadece sistem. Hız, verim ve doğrudanlık ön planda. Hatta bazı katılımcılar, bu dili özellikle bırakma gerekçesi olarak enerji tüketimini bile gösteriyor. Bu da şunu düşündürüyor: Yapay zekâ çağında iletişim alışkanlıkları yalnızca duygusal reflekslerle değil, etik ve teknik farkındalıklarla da şekilleniyor.
Fakat iki grubu dikkatli okuyunca ortaya ilginç bir bulgu çıkıyor. Kibar konuşan da, doğrudan konuşan da aslında aynı şeyi yapıyor: kendi diline sadık kalıyor. Biri nezaketini, diğeri verimciliğini yapay zekâyla kurduğu ilişkiye taşıyor.
Bu örüntü sinirlenme anlarında da kendini gösteriyor. En çarpıcı cevaplarından biri şöyle: “Anlatmaya çalışmıyorum, sekmeyi kapayıp kendim yapıyorum. Karşımda normal bir insan olunca da aynısını yapıyorum.”
Başka bir katılımcı ise bir insanla iletişimde olurken daha kibar olduğunu, yapay zekânın hatalarına karşı daha net bir iletişim dili kullandığını söylüyor.
Özetle yapay zekâ ile kurduğumuz ilişki, sandığımız kadar teknik değil. Hatta yer yer fazlasıyla insani. Nihayetinde yalnızca bir “tool” olarak görenler bile bir diyalog kuruyor. Ama asıl mesele bu ayrışma değil, insanların artık yalnızca insanlarla değil yargılamayan sistemlerle de bağ kurmaya başlaması.
Bu yüzden “Yapay zekâya neden teşekkür ediyoruz?” sorusunun cevabı teknoloji haberciliğinin sınırlarını aşıyor. Çünkü burada konuştuğumuz şey sadece yeni bir arayüz değil, yeni bir ilişki biçimi.
