MAD

5G’de İlk Raund Reklam Filmlerinde

Paylaş:

1 Nisan itibarıyla 5G teknolojisi Türkiye’de resmen devreye giriyor. Yüksek hız, düşük gecikme ve daha güçlü bağlantı vaatleri uzun süredir gündemde.

Lansman tarihi yaklaşırken, operatörler bu dönüşümü yalnızca teknik başlıklar üzerinden anlatmayı tercih etmedi. Son haftalarda peş peşe yayına giren reklam filmleri, 5G’nin ne sunduğundan çok, markaların bu teknolojide kendilerini nasıl konumlandırdıklarını gösterdi.

Reklam

Aynı tarih, aynı teknoloji, üç farklı anlatı… Bu anlatılar yan yana geldiğinde, reklam filmleri kendi aralarında sessiz bir diyalog kuruyor. 5G henüz sahaya inmedi ama markalar mesajlarını çoktan reklam filmleri üzerinden vermiş durumda.

Turkcell’in filminde kullanılan semboller ve anlatı tercihleri, rakiplere dönük bazı göndermelerin bilinçli olarak yerleştirildiği izlenimini yaratıyordu. Vodafone’un dün akşam yayına giren reklamı ise, bu göndermelerin tek taraflı kalmadığını ve karşılığının üretildiğini gösteriyor.

Bu nedenle bu filmler, sadece izlenmekten çok, bu gözle dikkatle okunmayı da hak ediyor.

Turkcell, Ata Demirer’li filminde çekim gücünü sarı bir çekiciyle sembolize ediyor. Çekmeyen bir telefon, mağdur bir kullanıcı ve dikkat çekici bir detay: kırmızı kravat.

Renk, tesadüf değil; Vodafone’un kurumsal rengine yapılan bilinçli bir görsel gönderme olarak okunuyor.

Film ilerledikçe aynı karakteri bu kez Turkcell’in çekicisinin içinde, “kurtarılmış” olarak görüyoruz.

Finalde verilen mesaj net: 5G ihalesinde en büyük yatırımı yapan, en geniş bant genişliğini alan ve Türkiye liderliğini sahiplenen bir marka.

Vodafone, kendi anlatısını kurarken, Turkcell’in sembollerine verilen karşılıkları da bu hikâyenin parçası hâline getiriyor. Vodafone’un reklam filminde, Turkcell’in sembolü haline gelen sarı çekiciyi bu kez trafikte sıkışmış halde görüyoruz.

Aynı anda Demet Evgar ve Cengiz Bozkurt’un bulunduğu araç, Türkiye’nin her ilçesine 5G götürme iddiasıyla yola çıkıyor ve hız kesmeden geri dönüyor. Buradaki cümle kritik: “Çekicilik lafla değil, global tecrübeyle olur.”

Vodafone, çekim gücü metaforunu alıp yön değiştiriyor. Yerel liderlik anlatısına karşı, küresel 5G deneyimini koyuyor ve filmi “dünyanın en büyük 5G şebekesi” vurgusuyla kapatıyor.

Türk Telekom ise bu karşılıklı anlatının dışında bir dil kuruyor.

Tolga Çevik, kendisiyle özdeşleşen “arkadaşım” diliyle filmde yer alıyor; reklamın tonu da doğrudan bir gönderme kurmaktan çok, yaygınlık ve erişim anlatısına yaslanıyor.

Rize’nin farklı noktalarında çekilmiş sahnelerle film, hem yerel bir atmosfer kuruyor hem de “Türkiye’nin her yerine” söylemini görselleştiriyor. Rekabetin cümlelerine girmek yerine, kendi anlatısını ayrı bir kulvarda kuruyor.

MAD Yorumu

Ortaya çıkan tablo, klasik bir teknoloji lansmanından çok daha fazlasını anlatıyor. Burada izlediğimiz şey; aynı teknolojiyi sahiplenen markaların, birbirlerini dikkatle izleyerek semboller üzerinden kurdukları bilinçli bir iletişim dili.

Globalde uzun süredir gördüğümüz marka atışmaları genellikle doğrudan rekabet anlarında karşımıza çıkar. Bu örneği ilginç kılan ise, henüz sahaya inmeyen bir teknoloji için, lansman öncesinde bu kadar ölçülü ve referanslarla örülü bir karşılıklı anlatının kurulmuş olması. Kimse isim vermiyor ama herkes kimin nerede durduğunu, kime ne söylendiğini ve bu söylemin nasıl cevaplandığını çok iyi biliyor.

5G daha hayatımıza tam anlamıyla girmeden, markalar arasındaki asıl sinyaller çoktan reklam filmleri üzerinden verilmiş durumda.

Bu da gösteriyor ki, bu lansman sürecinde mesele yalnızca hız ya da kapsama alanı değil; aynı anda hem teknolojiye hem rekabete hâkim, zekice kurgulanmış bir anlatı yaratabilmek.

Bu reklam filmlerindeki karşılıklı atışmayı nasıl buldunuz? Sizce bu yaklaşım markalara ne kazandırıyor?

Reklam