Kemal Kükrer Mast Head

Markaların Yeni KPI’ı Güven Olabilir mi?

Paylaş:

Pazarlama dünyası görünürlüğü, etkileşimi ve dönüşümü ölçmekte hiç olmadığı kadar iyi. Bir kampanyanın kaç kişiye ulaştığını, kaç tıklama aldığını ve ne kadar satış yarattığını neredeyse anlık olarak görebiliyoruz.

Peki, mesajı taşıyan kişiye gerçekten güvenilip güvenilmediğini ne kadar ölçülüyor?

Reklam

Ipsos’un 31 ülkede 23.537 kişiyle gerçekleştirdiği Global Trustworthiness Index 2026, pazarlama sektörü açısından dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor. Araştırmaya göre yapay zekâ sohbet botlarını güvenilir bulanların oranı yüzde 23. Bu oran reklam yöneticilerinde yüzde 15’e, sosyal medya influencer’larında ise yüzde 14’e düşüyor.

Başka bir ifadeyle, insanlar nasıl çalıştığını tam olarak bilmedikleri bir teknolojiye; işi iletişim kurmak ve ikna etmek olan bazı profesyonellerden daha fazla güveniyor.

Elbette araştırmada doğrudan eşdeğer grupları karşılaştırılmıyor. Yapay zekâ sohbet botları bir teknolojiyi, reklam yöneticileri ve influencer’lar ise meslek gruplarını temsil ediyor. Araştırma ayrıca reklamların etkisini, influencer kampanyalarının satış gücünü veya yapay zekâ araçlarının doğruluğunu ölçmüyor. Yalnızca bu aktörlerin ne kadar güvenilir bulunduğuna bakıyor.

Yine de ortaya çıkan algı farkı, pazarlama dünyasının üzerinde düşünmesi gereken bir soruna işaret ediyor: Sektör erişim üretmekte başarılıyken güven üretmekte neden aynı ölçüde başarılı olamıyor?

Erişim, güven anlamına gelmiyor

Bir kişinin influencer’a güvenmediğini söylemesi, ondan hiç etkilenmediği anlamına gelmez. Aynı kişi yeni bir ürünü influencer içeriğinde keşfedebilir, bağlantıya tıklayabilir ve hatta ürünü satın alabilir.

Fakat etkilemek başka, güvenmek başka.

Kısa vadede erişim ve satış getiren bir iş birliği, markaya uzun vadeli bir güven aktarmayabilir. Özellikle aynı kişinin kısa aralıklarla birbirinden farklı çok sayıda markayı önermesi, deneyim ile reklam metni arasındaki sınırı belirsizleştirebilir. Takipçi sayısı büyürken tavsiyenin inandırıcılığı aynı hızda büyümeyebilir.

Bu nedenle influencer seçiminde yalnızca erişim, etkileşim oranı ve maliyet gibi metriklere bakmak giderek yetersiz kalıyor. Kişinin belirli bir konudaki güvenilirliği, marka ile kurduğu ilişkinin süresi ve iş birliğinin takipçi tarafından ne kadar doğal bulunduğu da değerlendirmeye dahil edilmeli.

Reklam dünyasının görünmeyen açığı

Araştırmada reklam yöneticilerini güvenilir bulanların oranı yüzde 15, güvenilmez bulanların oranı ise yüzde 41. Burada sorulanın “Reklamlara güveniyor musunuz?” değil, “Reklam yöneticilerini güvenilir buluyor musunuz?” olduğunu özellikle belirtmek gerekiyor.

Yine de sonuç düşündürücü. Çünkü itibarı yönetmek, markalar ile insanlar arasında bağ kurmak ve ikna edici anlatılar geliştirmekle ilgilenen bir meslek grubu, güven sıralamasının sonlarında yer alıyor.

Bu tablo reklamcılığın etkisini kaybettiğini göstermiyor. Belki tam tersine, insanlar reklamın etkisinin fazlasıyla farkında. Ticari amacı açık olan her mesajı daha yüksek bir kuşkuyla karşılıyor; ikna edilmeye çalışıldığını bildiği anda savunmaya geçiyor.

Bu durumda mesele daha fazla mesaj üretmek değil, mesajın neden inanılmaya değer olduğunu göstermek olabilir.

Türkiye’de güven sorunu daha geniş

Araştırmanın Türkiye sonuçlarında yapay zekâ sohbet botlarını güvenilir bulanların oranı yüzde 28. Reklam yöneticilerinde bu oran yüzde 20, influencer’larda ise yüzde 15.

Ancak Türkiye verilerindeki en dikkat çekici sonuç yalnızca pazarlama aktörleriyle ilgili değil. Sıradan insanları güvenilir bulanların oranı yüzde 23’te kalırken güvenilmez bulanların oranı yüzde 33’e ulaşıyor. Türkiye, sıradan insanlara güvenmeyenlerin güvenenlerden daha fazla olduğu üç ülkeden biri.

Dolayısıyla reklamcılara ve influencer’lara duyulan güvensizliği yalnızca sektörün hatalarıyla açıklamak eksik kalabilir. Pazarlama, daha geniş bir toplumsal güven sorununun içinde faaliyet gösteriyor.

Bu durum markaların işini zorlaştırdığı kadar sorumluluğunu da artırıyor. İnsanların birbirine, kurumlara ve iletişim aktörlerine temkinli yaklaştığı bir ortamda güven; tek bir kampanyayla kazanılabilecek bir sonuç olmaktan çıkıyor. Markanın zaman içindeki davranışlarının, verdiği sözlerin ve bu sözleri ne ölçüde tuttuğunun toplamına dönüşüyor.

Belki de güveni tek bir KPI’a indirgemek doğru değil. Fakat onu ölçüm sisteminin dışında bırakmak da artık yeterli görünmüyor.

Reklam