Orada Saat Kaç? serisine hoş geldiniz. Fill in the Blanks iş birliğiyle hazırladığımız bu seride, dünyanın dört bir yanında büyük markalarda ve ajanslarda çalışan Türk kreatiflerle konuşuyoruz. İlk konuğumuz, Amazon bünyesinde Creative Producer olarak çalışan ve Barselona’da yaşayan Ali Nur Sözen.
Sözen’in bulunduğu Barselona, Türkiye’nin 1 saat gerisinde. Barselona’yı İspanya’nın en hareketli şehirlerinden biri olarak tanımlayan Sözen, burada mutlu olduğunu dile getiriyor ama zaman zaman memleket hasreti çektiğini de saklamıyor.
Sözen’in, reklam sektöründe yaklaşık 18’inci yılı. Uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi eğitiminin ardından reklam tasarımı üzerine yüksek lisans yapmış, kariyerinin büyük bölümünde kreatif direktör olarak çalışmış, temelini ise copywriter kimliği oluşturmuş. Son 5 yıldır Amazon’da; süreç Türkiye’de bir stüdyo kurulumuyla başlamış, ardından sırasıyla Leipzig, Prag ve son olarak Barselona operasyonlarının yönetimi kendisine emanet edilmiş.


Yaratıcılık denince akla ilk gelen kelimelerden biri özgürlük. Amazon gibi büyük ve kurallı bir yapının içinde bu özgürlüğün nasıl bir karşılığı olduğunu sormadan edemiyoruz. Sözen’e göre özgürlük kavramı biraz da bir tuzak. Zira, hem ajans dünyasında hem şimdi Amazon’da müşteri ilişkileri zaten bir brief sistemiyle çerçeveleniyor. Ona göre çerçeve daralınca doğru fikri yakalamak da kolaylaşıyor.
Avrupa’da kreatif paydaşların net bir sistemi olduğunu, herkesin birbirinin alanına saygı duyduğunu anlatan Sözen, kararların artık bir CMO’nun ya da marka müdürünün iki dudağı arasında değil, veri ve doğru hedef kitle analizleri üzerinden şekillendiğini vurguluyor.
Veri, yaratıcılığı köreltmiyor
Amazon gibi ölçülebilirliğin bu kadar yüksek olduğu bir ortamın yaratıcılığı keskinleştirip keskinleştirmediğini sorduğumuzda ise şöyle cevap veriyor: “Veri, çıkardığı fikrin arkasında durabileceği bir garantör görevi görüyor. İkna sürecini kısaltıyor ve keyfi isteklerin önüne geçiyor. Bir sayfanın trafiğinden oraya gelen kişilerin eğilimlerine kadar birçok bilgi sürekli önlerinde; bu da markanın gerçek ihtiyacını ve problemini merkeze koymalarını sağlıyor.”
Barselona’ya geçerken birden fazla ülkedeki operasyonların sorumluluğunu da üstlenen Sözen’e, bu kadar farklı coğrafyadaki ekipleri bir arada tutan şeyin ne olduğunu da soruyoruz. Anlattığına göre 5 farklı bölgede, her birinde 50 ile 250 arasında değişen sayıda kreatif çalışıyor ve bu kişiler birbirinden çok farklı disiplinlerden geliyor. Amazon’un rolü, bu çeşitliliğin kakofoniye dönüşmesini engelleyecek bir sistem sunmak.

Londra’nın üslubuyla Prag’ın üslubu birbirinden çok farklı olabiliyor ama beyin fırtınasıyla ortak bir çatı altında buluşmak mümkün.
Türkiye’den taşıdığı kültürel kodlar bugünkü işlerine de yansıyor. Sözen, Türkiye’deki iş kültüründe herkesin birçok işten anlaması beklenen bir “hallederiz” refleksinin güçlü olduğunu, kendisinin de sosyal medyadan video prodüksiyona kadar birçok alanda çalışmaya alışkın olduğunu anlatıyor.
Barselona’da ise bu tarz bir çok yönlülüğe pek izin verilmiyor. Örneğin bir art direktörün sosyal medya görseli hazırlaması beklenmiyor. Bu durum bürokratik süreci biraz uzatsa da, Türkiye’den gelen çok yönlülüğün ekip içindeki iletişimi kolaylaştırdığını düşünüyor.



Kendisi de Ege kökenli olduğu için Barselona’da büyük bir kültür şoku yaşamadığını söyleyen Sözen, asıl zorlandığı noktanın dil bariyeri olduğunu anlatıyor. Şehrin turistik bölgelerinin dışına çıkıldığında İngilizce konuşan insan bulmanın oldukça zor olduğunu, banka işlemleri sırasında bile zorlandığını paylaşıyor.
Türkiye’ye gidip gelirken valizine mutlaka Türk kahvesi koyan Sözen, ofiste adeta bir Türk kahvesi baristasına dönüşmüş. Barselona’dan Türkiye’ye götürdüğü hediye ise El Caganer; bereket ve şans getirdiğine inanılan, küçük bir Katalan biblo figürü.
Hızlı tur
Sözen’le 3.700 kilometre uzaklıktan yaptığımız söyleşiyi şu sorularla hızlı bir tura çıkarak sonlandırıyoruz:
- Barselona bir insan olsaydı nasıl biri olurdu?
Moda’dan Kadıköy’e doğru yürüyen, hipster bir abi ya da abla. Yanında mutlaka bir de köpek olurdu.
- İşten sonra seni nerede buluruz?
Büyük ihtimalle evde uyurken ya da Arc de Triomf civarındaki çizgi roman ve retro oyun dükkânlarında.
- Yerel dilde öğrendiğin favori kelime ya da ifade var mı?
Paket yaptırmak istediğimde “Para llevar” yerine yanlışlıkla “Para ligar” dedim. Bu da “flört edelim mi?” anlamına geliyormuş. Favorim değil ama unutamıyorum.
- Bir haftalığına başka bir şehirden çalışman gerekse nereye biletini alırsın?
İstanbul’a. Güne de Gaziantep usulü pide, lahmacun ve döner ile başlardım.
