Bir şekerin ambalajı, ikonikleşmiş bir kot ceket, içildikten sonra atılıvermiş bir Coca-Cola tenekesi… Çoğumuz için işlevini tamamladığı an çöpe giden bu nesneler, Japon sanatçı Wakumi Kanno için kayıt altına alınmamış hatıralar. Genç sanatçı bu anıları saatlerce süren bir emekle, iplik iplik yeniden nakşediyor.
Fikir, kullanılmış eşyaları nasıl muhafaza edebileceğini düşünürken ortaya çıkmış. Kanno başta bu nesneleri çizmeyi düşünmüş. Fakat çizimin, eşyaların dokusunu ve taşıdığı izleri yeterince aktaramayacağını fark edince doğrudan nesnenin kendisini saklamaya karar vermiş.


“İplik, kırılgan bir malzeme. Tek bir lif gerginliğini kaybettiği an çözülüp gidebiliyor. Ama üst üste binen ilmeklerle, dağılmanın eşiğinde de olsa bir formda kalmayı başarıyor. Bu hâl bana hafızayı ve varoluşu hatırlattı.”
–Wakumi Kanno
Kanno’nun pratiğinin merkezinde “kayıt altına alınmamış hatıralar” diye adlandırdığı bir kavram var. Bu kavramı şöyle düşünmek mümkün: Bir Coca-Cola tenekesini elinize aldığınızda, dokusunu ya da kapak açılırken ki o tanıdık tıslamayı fark etmiyorsunuz bile. Ama bu duyumlar bir yere gidiyor; bedeninizde ve zihninizde birikiyor. Kullandığı malzemeler çocukluğundan bu yana defalarca temas ettiği eşyalar olduğu için atölyesine giriyor. Yine de cezbeden eşyanın kendisi değil; bir kırışık, bir ezik, parmak izinin neredeyse silinmiş hâli gibi, kullanılmışlığın geride bıraktığı işaretler. Bu yaklaşım nakışın tekniğine de yansıyor. Kanno bir ambalajı tıpatıp kopyalamıyor, anısını canlandırıyor.
-“İnsanlar bir nesneyi hatırladığında renkler, logolar ya da atmosfer gibi güçlü izlenimler canlı kalır; küçük ayrıntılarsa belirsizleşir. Unutulan yerleri unutulmuş hâliyle işlemek istiyorum.”


Peki, neden ille de markalar? Kanno için bunun cevabı estetik değil, fizyolojik: Bir logoyu ne kadar çok görürsen, o kadar az gözüne çarpıyor ama hatrında kalıyor. Aylarca üzerinde çalışılmış bir biçim, raftan alındıktan birkaç dakika sonra çöpe gidebiliyor. Kanno nakışla, tüketim hızının yerine kendi yavaş zamanını koyuyor.


Z kuşağına mensup bir sanatçının mümkün olan en yavaş yöntemi seçmesi ilk bakışta çelişki gibi görünebilir. Ama Kanno “İşlemeye çalıştığım hatıralar ve duyumlar anında üretilemiyor; kaçınılmaz olarak zaman istiyorlar” diyor.
Yine de bir paradoksun farkında: Haftalarca işlediği bir nakış, birinin Instagram akışında yarım saniyede kayıp gidiyor. Bunu yine de bir kayıp olarak görmüyor. İşlerin sosyal medyada kısa süreliğine belirip kaybolma hâlinin, hafızanın bugün nasıl işlediğini yansıttığını düşünüyor.
Ayrıca, yapay zekâ çağında Kanno romantizme kapılmıyor. Ona göre önemli olan el emeğinin kendisi değil, eylem aracılığıyla hangi hatıraların canlandırılabildiği. Son dönemde gözünü gazete ve dergilere dikmiş. Yıpranmış kenarlarda, solmuş kâğıtlarda işlevini yitirmiş bir nesnenin sessizce konuşmaya devam edişini arıyor.