Tasarım dünyasında zanaatin ne kadar önemi biliniyor ve konuşuluyor ise son birkaç yıldır yapay zeka da o kadar konuşulur hale geldi. Yapay zekanın yarattığı stres ve belki korku, artık daha olgun ve pragmatik bir noktaya geliyor.
Bir yaratıcı olmak, günümüz teknolojisinde çalışma alışkanlığımızdaki araç setimiz arasına giren her yeni yardımcıyı şüpheci bir merakla karşılamayı beraberinde getiriyor. Bu noktada problem çözücü, yeni bir güncellemeyi ya da aracı, nasıl ele almak gerekir sorusuyla bakış açımızı geniş tutmak gerekir;
“Bu gürültünün içindeki sinyali, çalışma hayatımızın akışına nasıl entegre edebiliriz?”
Bu zamana kadar kendimi, yapay zekayı olabildiğince az kullanan, el emeğinin önemini hep ön sıralara taşımış bir tasarımcı olarak görmüştüm. Fakat bu farkındalığın beraberinde, o konfor alanından çıkmayı göze alarak; geçtiğimiz haftalarda beta sürecinden çıkan Nano Banana Pro’yu çalışma akışımda test etme şansı buldum. Bu yazıyı kaleme alabilmek için çıktığım yolun sonunda, ortaya çıkan içerik sadece bir yapay zekâ aracı incelemesi değil; bir Prompt Mühendisliği’nin zanaatimizi nasıl dönüştürdüğüne dair bir durum tespiti oldu.
Araçtan Ortağa: Yaratıcı Süreçte Konum Değişimi
Yapay zekadan önce “araç” kavramı, kas gücümüzün birer uzantısı olarak tanımlanıyordu. Adobe uygulamalarındaki Pen Tool, bileğimizin dijital bir yansımasıydı. Ancak Nano Banana Pro ve türevleri, sadece kas gücünü değil, hayal gücünü simüle eden bir katmanda çalışmaya başladı. Bu noktada da tasarımcılar, icra eden, pikselleri tek tek boyayan bir zanaatkar konumundan, tabiri caizse görsel bir orkestrayı yöneten birer şef konumu ile yer değiştiriyor. Öyle ki, Nano Banana Pro’yu deneyimlerken fark ettiğim ilk şey, programın bir “render motoru” gibi değil, yardımcı bir illüstratör gibi davrandığıydı. Bazen dediğinizi yapıyor, bazen sizi yanlış anlıyor, bazen de aklınıza gelmeyen o “mutlu kaza” anını yaratıyor. Bu noktada işin büyüsü devreye giriyor: Tasarımcı, görgüsünün derinliklerinde yatan, bağlamları kurgularken kullandığı “bilişsel anlatım” gücüne başvuruyor.
Nano Banana Pro Deneyimi
Piyasadaki rakiplerinin aksine, Nano’nun stilizasyon yerine itaat üzerine kurulu bir algoritması var. Nano, verdiğiniz komutlara “ne ise o” anlayışıyla yaklaşıyor. Durum böyle olunca, tasarımcının hayal gücünü yazıya dökmesi her zamankinden daha fazla önem kazanıyor.




Tersine Tasarım (Mühendislik)
Yukardaki örneklerde şunu gösteriyor ki; bir tasarımcının görsel hafızası ne kadar güçlü ise, prompt yazma yeteneği de o kadar güçlü oluyor. Burada tabii ki okumanın ve yazmanın önemini halı altına süpürmüyoruz. Fakat sonucunda bir işi ne kadar, olduğu gibi yorumlayabilir ve bağlamını anlayabilirsen o işi o kadar yazabilir hale geliyorsun. Aslında tasarımcı olarak burada yaptığımız şey yolu tersten de gidebilmek, bir işi yapmadan önce onu hayal gücü imgelerinde bir metine dökebilmek, sonrasında yapay zekâ yardımı ihtiyacında bunu prompt olarak yazabilmek ve görsel bir element örneği alabilmek.
Mesela promptlarımızda, “Sinematik ışık” yazmak ile “Rembrandt aydınlatması” yazabilme arasındaki fark, çıktının kalitesini ve detayını belirliyor. Bu durum, tasarımcıları düzenli bir okuyucu, yorumlayıcı, yazar olan insanlar olabilmeleri için bilgiye itiyor. Böylelikle prompt okuryazarlığı, sadece bir komut dizisi yazmak olmuyor; zihnindeki imgeyi, makinenin anlayabileceği semantik bir yapıya tercüme etmek anlamına geliyor. Bu semantik yapıda ustalaşmanın yolu ise belki de Güzel Sanatlar Fakültesi sıralarımızda eskittiğimiz inceleme yazılarımıza ya da sanat tarihi kitaplarımıza yeniden başvurmamızı gerektirecek cinsten bir birikimden geçiyor.
Bir konsepti yapay zekaya tarif ederken, aslında o konseptin özünü de damıtmış oluyorsunuz.
“Güven veren bir yaklaşım” dediğinizde yapay zekâ size mavi tonlar veriyorsa, belki de “güven” tanımınızı “samimiyet” ve “sıcaklık” ile değiştirmeniz gerektiğini fark ediyorsunuz. Bu bağlamda Nano Banana Pro ve türevleri, sadece bir görselleştirme aracı değil, fikirleri doğrulama ve bakış açısı değiştirme aracı olabilir mi? Veya “Show, don’t tell” kuralını “Tell, to see” şeklinde tersine çevirebilir mi?
Galiba Nano Banana Pro, tasarımcıyı Mısır mitolojisindeki Anubis’in terazisine koyacak; görgüsünü, ruhunu ve hayal gücünü yazılarına dökebilen tasarımları ödüllendirecek bir kaldıraç olacak. Öyle ki günün sonunda tasarımın özü, araç kullanma becerisi değil; dünyayı algılama ve yeniden sunma biçimi ile ilgilidir.
Wacom tabletlerimizi bırakıp klavyeye geçtiğimizde, asıl yetenek “nasıl yapacağını bilmek”ten, “ne isteyeceğini bilmek” noktasına evriliyor. Ve emin olun, ne istediğini bilen bir tasarımcıdan daha tehlikeli ve yaratıcı bir şey yoktur.