Yol kenarları, bina cepheleri, inşaat örtüleri…
Açık hava reklamları İstanbul’da her zamankinden daha görünür. Ancak artan sayı, gerçekten daha fazla etki mi yaratıyor; yoksa dikkat kaybını mı büyütüyor?

İstanbul’da açık hava reklamı görmediğimiz bir an neredeyse yok. Şehirde yürürken, trafikte beklerken ya da bir durakta dururken; reklam artık bir mecra olmaktan çok arka plan haline gelmiş durumda.
Bu yoğunluk ilk bakışta güçlü bir görünürlük hissi yaratıyor. Ama tam da bu yüzden, çoğu zaman fark edilmiyor.
Çünkü insan gözü, çevresindeki her görseli eşit biçimde algılamıyor. Araştırmalar, özellikle yoğun açık hava ortamlarında mesajların önemli bir kısmının gerçekten bakılmadan geçildiğini gösteriyor. Eye-tracking temelli çalışmalar, reklamların “orada” olmasının, mutlaka dikkat çektiği anlamına gelmediğini ortaya koyuyor.
Kalabalığın İçinde Kaybolan Mesajlar

Taksim–İstiklal Caddesi’nde kısa bir yürüyüş yapıldığında; bina cepheleri, vitrinler, dijital ekranlar ve geçici yüzeyler üst üste biniyor. Mesaj çok, dikkat az.
Mecidiyeköy ve Büyükdere hattında tablo benzer. İş çıkışı saatlerinde görsel temas zirve yapıyor ama reklamla kurulan ilişki yüzeysel kalıyor.
Kadıköy Rıhtım ve Söğütlüçeşme çevresinde ise yaya trafiği yüksek. Reklamlar var, mesajlar var; fakat durup bakacak zihinsel alan yok.
Sorun reklamın varlığı değil. Sorun, algının kapasitesini aşan bir yoğunluk.
Bilimsel ölçümler de bunu destekliyor: Görsel uyaran sayısı arttıkça, tek bir mesaja ayrılan bakış süresi belirgin biçimde azalıyor. Kalabalık ortamlarda dikkat, seçici hale geliyor ve çoğu mesaj eleniyor.
Başka Şehirlerde Durum Nasıl?
Londra, Paris ya da Berlin’de açık hava reklamı daha sınırlı. Daha kontrollü, daha seçici ve çoğu zaman bulunduğu alanla daha uyumlu.
İstanbul’da ise; daha fazla yüzey, daha fazla tekrar, daha az ayrışma öne çıkıyor.
Bu bir karşılaştırma yarışı değil. Bu, görünürlük ile etki arasındaki dengenin kaybolması.
Araştırmalar, daha kontrollü açık hava ortamlarında tekil mesajların daha uzun süre dikkat çekebildiğini gösteriyor. Yani mesele sadece kaç reklam olduğu değil; nerede, ne kadar ve hangi bağlamda yer aldığı.
Sorun Nerede Başlıyor?
Açık hava reklamı hâlâ güçlü bir mecra. Ancak ölçülmediğinde, bağlamdan koptuğunda ve sadece “orada olmak” için kullanıldığında etkisini hızla yitiriyor.
Eye-tracking çalışmalarının en net söylediği şey şu: Çok görünmek, her zaman hatırlanmak anlamına gelmiyor. Hatırlanma; dikkat, süre ve bağlamın birlikte çalıştığı bir süreç.

Daha Az, Daha Anlamlı
Bugün açık hava reklamcılığında yeni bir yön belirginleşiyor:
-Daha az alan,
-Daha doğru lokasyon,
-Daha net ölçüm.
Footfall verisi, lokasyon bazlı analiz ve ölçülebilir outdoor çözümleri; sadece markalar için değil, şehirler için de daha sağlıklı bir denge sunuyor.
MAD Yorumu
Bugün İstanbul’da mesele açık havanın gücünü kaybetmesi değil. Mesele, gücün ölçülmeden ve sınırlandırılmadan kullanılması.
Çünkü dikkat sınırlı.
Şehir sınırlı.
Her yüzey, bir mecra olmak zorunda değil.
Kaynak: Eyes Do Not Lie (Acta Bioethica, 2021) • Attention Capture in Commercial Posters (Applied Sciences, 2026) • Romanian Journal of Ophthalmology (Eye-Tracking & Outdoor Advertising) • MDPI (Visual Complexity & Urban Attention)
