Hermès, Into The Horsescape koleksiyonunda binicilik geçmişini yalnızca hatırlatmıyor, onu çağdaş mücevher tasarımının diliyle yeniden şekillendiriyor.
Markanın atölye hafızası bu kez değerli taşlar, heykelsi formlar ve bedenle birlikte hareket eden parçalar üzerinden karşımıza çıkıyor. 90 benzersiz parçadan oluşan seri, aynı zamanda markanın bugüne kadar hazırladığı en büyük yüksek mücevher koleksiyonu olma özelliğini taşıyor.
Hermès’in hikâyesi 1837’de Paris’te üretilen eyerler, dizginler ve koşum takımlarıyla başladı. Markanın Kreatif Direktörü Pierre Hardy bu geçmişi değişmeden korunacak bir arşiv olarak görmüyor. At gemleri, üzengiler, kementler ve nalbant çivileri koleksiyonda yeni biçimlerin çıkış noktasına dönüşüyor.
Koleksiyonda kolyelerden bileziklere, yüzüklerden bedeni saran parçalara uzanan güçlü ve heykelsi bir tasarım dili öne çıkıyor. Bazı parçalar binicilik ekipmanlarının kıvrımlarını ve geometrisini taşırken bazıları atın hareketini, gücünü ve siluetini daha soyut biçimlerle hissettiriyor.
Böylece markanın en eski sembolleri, bugünün tasarım anlayışıyla yeniden yorumlanıyor.
